Ana içeriğe atla

Yayınlar

Manifestolar 'manifesto'su

Merhabalar, dün akşam uzun zamandır Netflix’in insanı bağımlı etmekten başka işe yaramayan dizileri dışında bir şey izlemediğimi fark ettiğimde üzerine düşünmeden izlemem gereken bir filmi açtım.  Manifesto. Film, zaten oyunculuğuna bayıldığım Cateblanchett’in muhteşem bir performansı olduğunu bildiğim için zamanında sinemada izlemek istediklerim arasındaydı ancak bir türlü olmadı. Bunda en büyük etken böylesi bir sanat filmine birlikte gidebileceğim birilerinin çevremde bulunmaması da olabilir asdsdfdf Sonuç olarak filmin sade ve ağır ilerleyeceği kanısındaydım ancak 1 saat 38 dakikanın nasıl geçtiğini dahi anlamadığım oradan oraya sürüklendiğim bir hikaye içerisinde buldum kendimi. Her bir detayı ve repliği dikkatle yakalamayı çalışmanın uykumu iyice açtığını da söyleyebilirim. Tabi filmi oldukça sıkıcı bulacak bir kesimde olacaktır. Çünkü ya çok seveceğiniz ya da nefret edeceğiniz bir film.
Son yayınlar

Tongue Fu Kitap İncelemesi

TAŞINDIK!!! YAZIYA AŞAĞIDAKİ LİNKTEN ULAŞABİLİRSİNİZ! https://www.okursanyazariz.com/sozlu-savunma-sanati-nedir-nasil-olur/

Mutluluk Manifestosu!

Bir takım su bardağına benzeyen bölük pörçük gülümsememin arkasına sığındım. Koca bir hayatın ortasında düşüncelerle kalakalmanın ağırlığını taşıyabilir miyim diye düşündüm. İnsanlığa verilmiş ilk ceza; bilinç miydi? Düşünebiliyor olmanın bir bedeli vardı. Hissedebiliyor olmanın bir karşılığı. Amfinin ortasından bir ses tahtaya doğru ilerledi. “Düşünebiliyor olmak insanoğlunun laneti midir, hocam?”  Bu sözlerde tebeşirle birlikte tahtaya çarpmıştı. Profesör tüm sakinliği ve ağırlığıyla sesin geldiğini düşündüğü yöne döndü. Sese çevrilmiş diğer kafalarda işini kolaylaştırıyordu. Herkesin soruyu neden böylesi bir şaşkınlıkla ve tuhaf karşıladığını kavramaya çalıştı. Matematik dersinde bulunuyor olmalarının felsefi sorunun karşılaştığı abes tepkiyle alakası olabilirdi elbet.  “Bazı kaynaklar öyle olduğunu söyler.” dedi Gözlüklerinin üzerinden cesur öğrencisini süzüyordu. Hangi kaynaklar olduğuna dair bilgi veremeyeceğim şimdi

That '70s Show

Merhabalar, hafta sonu kapalı bir havayla geçerken bende de hasta bir havayla geçiyor. Yataktan çıkmamanın en güzel yanı ise keşfettiğim dizi oldu. 'niye daha önce söylemediniz, that70s show baya iyi diziymiş!' diye kendi kendime hayıflanınca blogda da sevabına paylaşmam gerektiğini düşündüm asfdfgfgg HİMYM dizisinin 9 sezonunu iki kez izlemiş biri olarak uzun zaman sonra ilk kez ikinciye de izlemeyi düşünerek ilerlediğim bir dizi oldu. iki günde 8. bölüme gelmiş olsam da erken konuşuyor olabilirim tabi. Dizinin jeneriği atmosferi hasretini çektiğim her şeyi sunuyor sanki. pastel tonlar, abartılı olmasına rağmen rahatsız etmeyen mimikler, incelikle denk getirilen detaylar ve kamera oyunlarıyla bana kendini oldukça sevdirdi. Bunlarla birlikte hikaye belli ortamlarda tekrar etse de diyaloglar sağlam tespit ve esprilerle çok güzel desteklenmiş. Zaten karakterler de belirgin hatlarla çizilmiş olduğu için daha ilk bölümden kendilerini sevdiriyorlar.


Kendime Ait Bir Oda

Bu haftanın benim için oldukça naif bir misafiri oldu. Kendisinin ismi Virginia Woolf. Bir anlamda düşüncelerimin yüz yıl önceki sözcüsü olduğunu hissettirdi bana.

Kendine ait bir odan olmalı diyerek konuya bir giriş yaptı ve beni alıp bambaşka diyarlara götürdüğü bir konuşma oldu sanki aramızdaki. Çünkü daha önce hiçbir yazarda 'ben de kafamda tam olarak bu şekilde ifade etmiştim.' dediğim bir fikre rastlamamıştım. Ancak bu kez okuduğum çoğu sayfa kendimi ona yakın hissettirirken, bir çok yerde ise naif ruhuyla bir yerlerde karşılaşmış olma ihtimalimizi düşündürdü. Bilinç akışı tekniğinin de önemli temsilcilerindendir. Kitap bu teknikle ilerlemekte ve sık sık düşüncelerin doğal akışı bizlere verilmekte. Bu akış içerisinde Virginia feminist bir tutumla ilerlemekte dememiz yanlış olmaz. Çünkü konu kadınların kurmaca ile olan ilişkilerini ele alırken geçmişte kurmaca eserler arasında kadın yazarların hiç yok denebilecek kadar azınlıkta olduğunu ve aslında erkek yazarlar tarafın…

Rana'nın Şehri

Yürüyorsun, peki nereye? O da bir hışırtı oldu ve ağaçların arasına karıştı. Kuzeydeki yerleşimlerin en ilginç olanı burasıydı. Rana’nın şehri.  Ağır adımlarla ilerlerken sanki attığı her adım toprağa ciddi bir baskı uyguluyor gibiydi. Mavi keskin gözleri ise bir yandan etrafı dikkatle süzüyordu. Bu sonbahar günü kuru yaprakların arasında ormanın derinlikleri onunmuşçasına yürüyordu. Birden adımları daha da yavaşladı. Hafifçe eğilerek yürümeye başladı. Siyah postalların kuru yapraklar üzerinde ilerlerken ses çıkarmaması için ekstra bir çaba sarf ediyordu. Sağ kolunu oldukça ağır bir biçimde sırtındaki çantaya götürüp sessizce bir adet ok aldı ve yaya yerleştirdi. Hareketleri o kadar temkinliydi ki okun tahtaya sürtünüşü yaprakların cılız sesleri arasına karışıp yok olmuştu. Nefes alışları oldukça düzenli ve ormandaki diğer her şeyle uyum içerisindeydi. Rana’nın şehri de artık ılık bir nefes alıp kendini Kahil’in kollarına bırakabilirdi. Çünkü biraz ilerdeki hafif eğik ağaçların ara…