Ana içeriğe atla

'Mandalina Bahçesi' Tangerines

http://selyar.tumblr.com/
  Merhaba içinde olduğumuz koşullarda bazı zamanlar kalbe dokunan o filmi bulabilmek fazlasıyla zor olabiliyor ancak insan varoluşundan beri hep o duyguyu arayadurmuştur, hissetmek insan olduğumuzu anlayabilmenin mihenk taşı olarak görülmüştür. İnsan düşünen bir varlıksa hisseden bir varlık da olmak zorundadır. Bu bizi biz yapan bir parçamız evet peki ya en temel duygu hangisiydi? Bana kalırsa acı. Acı olgunlaştırıyordu sadece, İnsan acıyla yoğrula gelmişti. Savaşlar, ihtilaller sadece dış dünyaya özgü değildi. İnsanın iç dünyası da geniş bir savaş meydanıydı. Bir fırtınayı görebilmek mümkün müydü bu iç savaşta ki? Mandalina bahçesi bunu görebilmemizi sağlayan filmlerden birisi olarak karşımıza çıkıyor bu noktada. Bu filmi izledikten sonra bu kadar düşük bütçeyle, bu kadar dar bir alanda savaşı olabildiğince az göstererek nasıl bir savaş filmi çekilebileceğini düşündüm ancak işte insanın içi dışardan bakıldığından daha büyük ve bu filmi de büyüten asıl konu olmuş. İvonun, Gürcü ve Sırp, savaşın iki ucunda kalan iki insan için verdiği o mücadele insan olmanın ahlaki boyutunu bizlere bir kez daha hatırlatmış. Mandalina bahçesi, Gürcü yönetmen Zaza Urushadze tarafından yazılıp, yönetilen 2013 Estonya- Gürcistan yapımı bir sinema filmi.Seksen dakikalık bir film ve isimde aslında içeriğin anlatmak istediği gibi savaşa değil insana değiniyor. Savaş psikolojisi altında bile insan kalabilmenin bir örneğini sunuyor. Film bu kadar güzel olmasını ise gerçekçiliğinden ve doğallığından alıyor. Özellikle müziği de muhteşem. Filmi izlememin üzerinden epey zamanda geçti ama sanırım kışı özlediğim için bu filmi seçmek istedim. İyi seyirler


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Birtakım Soruşturmalar

Büyükçe tahta bir masa. Bir şamdan ve bir mum. Karşılıklı oturmuyoruz yan yanayız. Tüm ambiyans içinizi kıpır kıpır edecek cinsten. Etraf kendini kahverenginin ve ılık ışığın tonlarına bırakmış. Sanki çocukken anlam veremediğim tüm heyecanların kıyısında olup yine de anlam verememek gibi, tüm insanlığın hissettiğinden farklı olmadığını düşündüğüm bir duygu. Hissizleşmeye başladığı o nokta başta insanı korkutuyor ancak bir süre sonra ona da alışmaya başlıyorsunuz. Duyumsadığınız sadece bir demirin kesilirken çıkardığı ses oluveriyor. Birbirinizin kalbini birkaç küçük parçaya keserken çıkan sesi kastediyorum. Bir masayı paylaşıyorsunuz, bir mumu, bir hayatı; ancak daha ilerisine geçemeyeceğinizi söyleyen, dile getirilmemiş bir sözleşme var aranızda. Birbirinize dokunabilirsiniz, birbirinizi öpebilirsiniz, yine de kalbinizi bu işin dışında tutmanızı öneririm. İlk defa bunları hissettiğim de şaşırmıştım. Ağlayarak kurtulmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Artık ağladığım zamanlarda başımda ve …

Rana'nın Şehri

Yürüyorsun, peki nereye? O da bir hışırtı oldu ve ağaçların arasına karıştı. Kuzeydeki yerleşimlerin en ilginç olanı burasıydı. Rana’nın şehri.  Ağır adımlarla ilerlerken sanki attığı her adım toprağa ciddi bir baskı uyguluyor gibiydi. Mavi keskin gözleri ise bir yandan etrafı dikkatle süzüyordu. Bu sonbahar günü kuru yaprakların arasında ormanın derinlikleri onunmuşçasına yürüyordu. Birden adımları daha da yavaşladı. Hafifçe eğilerek yürümeye başladı. Siyah postalların kuru yapraklar üzerinde ilerlerken ses çıkarmaması için ekstra bir çaba sarf ediyordu. Sağ kolunu oldukça ağır bir biçimde sırtındaki çantaya götürüp sessizce bir adet ok aldı ve yaya yerleştirdi. Hareketleri o kadar temkinliydi ki okun tahtaya sürtünüşü yaprakların cılız sesleri arasına karışıp yok olmuştu. Nefes alışları oldukça düzenli ve ormandaki diğer her şeyle uyum içerisindeydi. Rana’nın şehri de artık ılık bir nefes alıp kendini Kahil’in kollarına bırakabilirdi. Çünkü biraz ilerdeki hafif eğik ağaçların ara…

"Serçelerin Şarkısı"

Merhabalar, uzun zamandır izlediğim filmler arasından hakkında bir şeyler yazmamı gerektirecek kadar hoşuma giden olmadığı için boş kaldı buralar. Son izlediğim film “Serçelerin Şarkısı” insan olmanın hikayesini anlatan bir kurgu oldu. Açıkçası izlediğim ikinci İran filmiydi ve ilki benim için gerçekten talihsiz bir biçimde sonlanmıştı. Arkadaşlarım filmi çok beğendiklerini, izlemem gerektiğini söyleyerek beni kandırdılar sdfdghghgh bu nedenle de son dakikaya kadar beklediysem de beğenmediğim için ‘Ekmek ve Çiçek’ filmi İran sinemasına mesafeli durmama sebep olmuştu. 2008 yapımı, yönetmeni Majid Majidi olan “Serçelerin Şarkısı” ise kalbe dokunabilen bir film. Açıkçası günlük hayatın koşuşturmacası içinde hırslarımızın bizi nerelere sürüklediğine dair, insan olmayı unuttuğumuz ve tekrar hatırlamamız gerektiğini anlatan bir hikayesi var. Böylesi bir filmi süslü cümlelerle anlatmak da istemiyorum çünkü film tüm samimiyetiyle ve doğallığıyla hepimizin karşılaştığı duyguları yalın bir bi…