Ana içeriğe atla

Umursamamak Üzerine

http://exposants.tumblr.com/post/172154233240/derivings-by-nondirectional
Merhabalar, blog tarafımdan unutulmuş gibi görülse de öyle değil. Yoğun iş temposu ve depresyonun etkisiyle sadece birazıcık ara verdim ama bu süreçte arkadaşımın “aa tam senlik kitap alsana bunu.” Dediği bir kitaba başladım. Ve bu kitap yeterince popüler olsa dahi ben de biraz üzerine konuşmalıyım diye düşündüm. Açıkçası popüler kültürün çiçek olalım-böcek olalım-pozitif olalım minvalindeki kişisel gelişim kitapları çoğunlukla boş gelmiştir. İyi düşünmenin iyi şeyleri çektiğinin farkındayım ve genelde tüm bu kitaplara rağmen iyi düşünmeyi başaramayıp hep bir talihsizlikle karşılaşırım. Arkadaşım, “ofis akşam saatleri boş oluyor yanıma uğrasana.” Dediğinde ben adımımı atar atmaz üç günlük işin birikmesini artık çevremdeki insanlar bile tuhaf karşılamaya başladı. Neyse zihin gücümün olumsuzlukları nasıl kendine çektiği değil konumuz afffghj ‘Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı’ kitabı Mark manson’un kişisel gelişime -bir de tersten sağlamasını yapalım işlem doğru çıkacak mı?- mantığında baktığı bir kitap. Çünkü ilk sayfalarda her daim pozitif olmanın uzun vadede çok daha büyük problemleri de beraberinde getirdiğini temellendirmiş. Aslında pozitif olmaktan ziyade hayatı eksi ve artı yönleriyle yani doğal- duyusal biçimiyle kabul etmemizin hayatımıza etkisinden, çok da uzun bir süre olarak kabul edilemeyecek insan ömrünün kasiyerin 5 kuruş eksik vermesini önemseyerek heba edilmemesinin gerekliliklerinden bahsediyor. Yoksa anlatmak istediği hiçbir şeyi kafaya takmamak değil. Klişe görünen konuları bir kez daha hatırlatmak da diyebiliriz yaptığına.

http://telluria-n.tumblr.com
Aslında kitabı sadece bu şekilde sınıflandırmak yanlış olur, ele aldığı konular bundan ibaret değil. Çabalayıp durmanın sadece kendinizi daha kötü hissetmenize sebep olacağını anlatırken, yaptığınız seçimlerin sorumluluğunu alabilecek güçte olmak zorundasınız diyor. Günümüz insanının içinde kaybolduğu paradigmayı görmesini sağlamayı amaçlaması ile bana kendini sevdirdi. Çünkü yazara göre acının hissedilmediği bir mutluluk süreci sizi daha mutsuz bir birey haline getirecektir. Bu nedenle duygularınızı bastırmak ya da onlardan kaçmaya çalışmak başlıca bir çözüm sayılamaz, onlarla yüzleşmek ve onları kabullenmek zorundasınız. Ancak bu şekilde kendinizi sevmeyi ve bir şekilde doğru hissetmeyi başarabilirsiniz. Bunun için belki de önemli noktalardan biride duygu ve düşüncelerimizi ifade ederken açık olabilmek. Batı kültürünün bize yüklediği herkes tarafından sevilmek için bir şekilde grupla uyumlu olmak ve buna uygun bir kimlik edinmek yani olduğumuz kişiden farklı davranmak durumunundan kurtulabilmemiz gerekiyor. Genel anlamda bu şekilde kısa bir özetle açıklayabilirim kitabı. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Birtakım Soruşturmalar

Büyükçe tahta bir masa. Bir şamdan ve bir mum. Karşılıklı oturmuyoruz yan yanayız. Tüm ambiyans içinizi kıpır kıpır edecek cinsten. Etraf kendini kahverenginin ve ılık ışığın tonlarına bırakmış. Sanki çocukken anlam veremediğim tüm heyecanların kıyısında olup yine de anlam verememek gibi, tüm insanlığın hissettiğinden farklı olmadığını düşündüğüm bir duygu. Hissizleşmeye başladığı o nokta başta insanı korkutuyor ancak bir süre sonra ona da alışmaya başlıyorsunuz. Duyumsadığınız sadece bir demirin kesilirken çıkardığı ses oluveriyor. Birbirinizin kalbini birkaç küçük parçaya keserken çıkan sesi kastediyorum. Bir masayı paylaşıyorsunuz, bir mumu, bir hayatı; ancak daha ilerisine geçemeyeceğinizi söyleyen, dile getirilmemiş bir sözleşme var aranızda. Birbirinize dokunabilirsiniz, birbirinizi öpebilirsiniz, yine de kalbinizi bu işin dışında tutmanızı öneririm. İlk defa bunları hissettiğim de şaşırmıştım. Ağlayarak kurtulmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Artık ağladığım zamanlarda başımda ve …

Rana'nın Şehri

Yürüyorsun, peki nereye? O da bir hışırtı oldu ve ağaçların arasına karıştı. Kuzeydeki yerleşimlerin en ilginç olanı burasıydı. Rana’nın şehri.  Ağır adımlarla ilerlerken sanki attığı her adım toprağa ciddi bir baskı uyguluyor gibiydi. Mavi keskin gözleri ise bir yandan etrafı dikkatle süzüyordu. Bu sonbahar günü kuru yaprakların arasında ormanın derinlikleri onunmuşçasına yürüyordu. Birden adımları daha da yavaşladı. Hafifçe eğilerek yürümeye başladı. Siyah postalların kuru yapraklar üzerinde ilerlerken ses çıkarmaması için ekstra bir çaba sarf ediyordu. Sağ kolunu oldukça ağır bir biçimde sırtındaki çantaya götürüp sessizce bir adet ok aldı ve yaya yerleştirdi. Hareketleri o kadar temkinliydi ki okun tahtaya sürtünüşü yaprakların cılız sesleri arasına karışıp yok olmuştu. Nefes alışları oldukça düzenli ve ormandaki diğer her şeyle uyum içerisindeydi. Rana’nın şehri de artık ılık bir nefes alıp kendini Kahil’in kollarına bırakabilirdi. Çünkü biraz ilerdeki hafif eğik ağaçların ara…

"Serçelerin Şarkısı"

Merhabalar, uzun zamandır izlediğim filmler arasından hakkında bir şeyler yazmamı gerektirecek kadar hoşuma giden olmadığı için boş kaldı buralar. Son izlediğim film “Serçelerin Şarkısı” insan olmanın hikayesini anlatan bir kurgu oldu. Açıkçası izlediğim ikinci İran filmiydi ve ilki benim için gerçekten talihsiz bir biçimde sonlanmıştı. Arkadaşlarım filmi çok beğendiklerini, izlemem gerektiğini söyleyerek beni kandırdılar sdfdghghgh bu nedenle de son dakikaya kadar beklediysem de beğenmediğim için ‘Ekmek ve Çiçek’ filmi İran sinemasına mesafeli durmama sebep olmuştu. 2008 yapımı, yönetmeni Majid Majidi olan “Serçelerin Şarkısı” ise kalbe dokunabilen bir film. Açıkçası günlük hayatın koşuşturmacası içinde hırslarımızın bizi nerelere sürüklediğine dair, insan olmayı unuttuğumuz ve tekrar hatırlamamız gerektiğini anlatan bir hikayesi var. Böylesi bir filmi süslü cümlelerle anlatmak da istemiyorum çünkü film tüm samimiyetiyle ve doğallığıyla hepimizin karşılaştığı duyguları yalın bir bi…