Ana içeriğe atla

Kelimeler


  Elimi cama yaslıyorum. Buhardan bir perde var aramızda sadece. İkinci katın penceresinden onu izleyebildiğim için şanslı olmalıyım.  Eski tarz bir köy evinin tahta çubuklarla dörde bölünmüş küçük pencerelerini andırıyor. Küçük kare camların kenarlara doğru olan kısımları buğulanmış ancak ortaları onu net görebilmemi sağlıyor. Sahi, burada azıcık yüksekçe evin kenarından yolun karşısındaki seni izleyişimi hissedebiliyor musun? Tümden gri değil dışarısı, içerinin tüm o sıcak havasına karşın ben onun üşüdüğünü kalbimde duyabiliyorum. Duyduğum sadece artık samimiyetini kaybetmiş vücut ısısı değil, sesi de kulaklarımda. Karşısındaki yaşlı kadına bir şeyler soruyorken onu dinleyebilmek yaptığım tüm eylemler içerisinde en cana yakını. Gür ancak yumuşak bir sesi var. İnsanın içindeki günebakanların hepsini birden kendine döndürebilecek cinsten. Uzunca bir süre dinlediğinizde boynunuz hafifçe eğilip yerini göğsünüze doğru yaklaşan bir gülümsemeye bırakabilir. Bunun o da farkında. Birkaç yağmur tanesi, onun havaya dökülen kelimelerinin üzerine serpiliyor. Ancak kadının, bunu hissedemediğini biliyorum. Kalbinizle görmek gibi bir his bu. Aslında onun söylediklerini ben de duymuyorum. Daha çok içime doluyor bu kelimeler. Müthiş bir an. Benimle birlikte gökyüzü de sakince dinlemeye devam ediyor. Kızgın değil belli ki. Eğer öyle olsa tüm dinginliğiyle bize eşlik etmezdi. Sesini sevmiş olmalı. Bir tek yaşlı kadın, iri gövdesiyle onun kelimelerini reddetmeye devam ediyor. Benim orada olduğumu hala görmediler. 

Elimle perdeyi biraz daha geri çekiyorum. Arkalarında bomboş bir arazi var, kaldırımsız asfalt yolun kenarında duruyorlar. Yarına ait bir gün gibi. Ama şu an yaşıyoruz. Bir tülbentte sarılmış ve ondan tüm suyunu süzdüğümüz peynir kalıbına benziyor. İşimiz bittiğinde kalanlara ne olacak o kısmı da düşünmemiz lazım. Onun duruşuna bakılırsa diğer her şey ve yaşlı kadının tüm kayıtsızlığına karşın biraz telaşlı. Aynı zamanda huzurlu. Karnımdan çıkıp ona ulaşan bağ, hemen önümdeki yolda ya da onu asla göremediğim bir yerde olmasına göre değişmiyor. Mutlaka hemen ilişiğimde. Yani, aramızdakinden bahsediyorum. Bir otobüs yolculuğunda camdan dışarıyı seyredip onu düşünürken kafanızın içinde o bağı çekerek orada olmadığında nasıl hissettiğinizi hatırlamaya çalışmaya benziyor. Bu, sadece onu daha çok özlediğinizi kabul etmeye yarayacak bir deneme. Kimse bana söylememişti. Kelimelerin sizi bir kafese kapatabileceğini. Avucumda tuttuğum tamamen kırıcı bir soğukluktaki buz kalıplarının içinde, canlı mı cansız mı olduğunu anlayamadığım birkaç turuncu balık. Sanki onlardan biriyim. Avcumun içindekilerin hayata tutunma şansını zayıf parmaklarım arasında bekletiyormuşum gibi. Zaten çoktan aramıza veda ettiklerini sonradan fark ediyorum. Bedenen yanınızda ama o sırada dünyayı dolaşmakla meşgul bundan kısa bir süre önce ölmüş insanlara fazlasıyla benziyor. Ayakkabılarım çarpık bir nesne olarak ayaklarımı kaplamış, ısıtmaya çalışıyorlar. Başka bir görevi yok bana kalırsa. Yıllardır konuşmadığın dostlarınla yeniden bir araya gelmeni sağlayan muhabbet sofralarıyla benzer bir görev. Karın boşluğunuzu dolduruyor bu his. Bir fildişiyle parmaklarınızın arasındaki boşluklara hızla vurmaya çalışmak, onun ve yaşlı kadının arasındaki kelimeler. Hepsinin tek bir ortak noktası var; hayat. Tüm bunların arasında alt kattan kapıya vuruluyor. Ardından tahta merdivenlere hızla basıp sallanışlarının güvensizliğini hiçe sayarak kapıya ve bir yanımla ona koşuyorum. 

Yorumlar

  1. Emeğinize sağlık,tebrik ederim,güzel bir çalışma olmuş.Nice güzel günlere

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Birtakım Soruşturmalar

Büyükçe tahta bir masa. Bir şamdan ve bir mum. Karşılıklı oturmuyoruz yan yanayız. Tüm ambiyans içinizi kıpır kıpır edecek cinsten. Etraf kendini kahverenginin ve ılık ışığın tonlarına bırakmış. Sanki çocukken anlam veremediğim tüm heyecanların kıyısında olup yine de anlam verememek gibi, tüm insanlığın hissettiğinden farklı olmadığını düşündüğüm bir duygu. Hissizleşmeye başladığı o nokta başta insanı korkutuyor ancak bir süre sonra ona da alışmaya başlıyorsunuz. Duyumsadığınız sadece bir demirin kesilirken çıkardığı ses oluveriyor. Birbirinizin kalbini birkaç küçük parçaya keserken çıkan sesi kastediyorum. Bir masayı paylaşıyorsunuz, bir mumu, bir hayatı; ancak daha ilerisine geçemeyeceğinizi söyleyen, dile getirilmemiş bir sözleşme var aranızda. Birbirinize dokunabilirsiniz, birbirinizi öpebilirsiniz, yine de kalbinizi bu işin dışında tutmanızı öneririm. İlk defa bunları hissettiğim de şaşırmıştım. Ağlayarak kurtulmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Artık ağladığım zamanlarda başımda ve …

Rana'nın Şehri

Yürüyorsun, peki nereye? O da bir hışırtı oldu ve ağaçların arasına karıştı. Kuzeydeki yerleşimlerin en ilginç olanı burasıydı. Rana’nın şehri.  Ağır adımlarla ilerlerken sanki attığı her adım toprağa ciddi bir baskı uyguluyor gibiydi. Mavi keskin gözleri ise bir yandan etrafı dikkatle süzüyordu. Bu sonbahar günü kuru yaprakların arasında ormanın derinlikleri onunmuşçasına yürüyordu. Birden adımları daha da yavaşladı. Hafifçe eğilerek yürümeye başladı. Siyah postalların kuru yapraklar üzerinde ilerlerken ses çıkarmaması için ekstra bir çaba sarf ediyordu. Sağ kolunu oldukça ağır bir biçimde sırtındaki çantaya götürüp sessizce bir adet ok aldı ve yaya yerleştirdi. Hareketleri o kadar temkinliydi ki okun tahtaya sürtünüşü yaprakların cılız sesleri arasına karışıp yok olmuştu. Nefes alışları oldukça düzenli ve ormandaki diğer her şeyle uyum içerisindeydi. Rana’nın şehri de artık ılık bir nefes alıp kendini Kahil’in kollarına bırakabilirdi. Çünkü biraz ilerdeki hafif eğik ağaçların ara…

"Serçelerin Şarkısı"

Merhabalar, uzun zamandır izlediğim filmler arasından hakkında bir şeyler yazmamı gerektirecek kadar hoşuma giden olmadığı için boş kaldı buralar. Son izlediğim film “Serçelerin Şarkısı” insan olmanın hikayesini anlatan bir kurgu oldu. Açıkçası izlediğim ikinci İran filmiydi ve ilki benim için gerçekten talihsiz bir biçimde sonlanmıştı. Arkadaşlarım filmi çok beğendiklerini, izlemem gerektiğini söyleyerek beni kandırdılar sdfdghghgh bu nedenle de son dakikaya kadar beklediysem de beğenmediğim için ‘Ekmek ve Çiçek’ filmi İran sinemasına mesafeli durmama sebep olmuştu. 2008 yapımı, yönetmeni Majid Majidi olan “Serçelerin Şarkısı” ise kalbe dokunabilen bir film. Açıkçası günlük hayatın koşuşturmacası içinde hırslarımızın bizi nerelere sürüklediğine dair, insan olmayı unuttuğumuz ve tekrar hatırlamamız gerektiğini anlatan bir hikayesi var. Böylesi bir filmi süslü cümlelerle anlatmak da istemiyorum çünkü film tüm samimiyetiyle ve doğallığıyla hepimizin karşılaştığı duyguları yalın bir bi…