Ana içeriğe atla

Yeni Medya ve Gösteri Peygamberleri

http://www.indiewire.com/2012/08/watch-bone-breaking-video-for-song-inspired-by-forthcoming-adaptation-of-chuck-palahniuks-lullaby-45666/
 Dünya değişiyorken merakla hangi yöne doğru gideceğini izliyoruz. Kendi değişimimize de bu kadar pür dikkat miyiz acaba? Geçenlerde bir otobüs yolculuğunda küçük bir kız çocuğu ve abisi arasındaki bağı gördüğümden beri hayata çok daha farklı bakıyorum. İki kişilik koltukta birinde anne birinde abi kardeş oturuyorlardı. Kızın küçük daima gülüyormuş gibi duran hafif çekik gözleri, çenesinin altından bağlanan örme kırmızı bir bereyle üzerinde pullar bulunan pembe bir mont vardı. Bir eliyle Abisinin yanağını tutuyor yüzünü diğer yanağına yaslamış kıkırdayarak bir şeyler anlatıyordu. En fazla 3-4 yaşlarındaydı ama o an uzun zamandır başkalarında göremediğim bir saflığı gördüm. Çocuk gözlerinde küçücük bir kızın masum sevgisi o kadar hoşuma gitmişti ki bir ara onları izlerken sırıttığımı fark ettim. Benim için sorun değildi.

  Son bitirdiğim kitap ‘Gösteri Peygamberi’ bana dünyanın tersten de okunabileceğini gösterdi. Aslında günlük hayatımızın içinde sürekli bir şeyler ‘beni fark et’ diye bağırsa da duymamak için ısrar ediyoruz. Zamanımızı nasıl daha fazla boşa harcayabileceğimize dair kafamızın içini dolduran bir sürü reklam sloganından biri haline geliyorduk.

#Show dünyasına ‘hoş geldik’!
  Kitabı okurken eleştirdiği noktalar, abarttığı noktalar ve mükemmel şekilde yazdıkları diye ayırdım. Çünkü bazen bir cümle beynimden vurulmuşa dönmeme sebep oluyordu ya da bir şekilde fark edemediğim bir davranışı dünyanın en doğal gülümsemesiyle benim için önümde duran masaya bırakıyordu. Kitap, tamamen hastalıklı bir yaşam biçimini, günlük hayatımızın içine sızan artık öylesine bütünleşmiş her şeyi dışardan bir göz olan “Tender Branson”ın anlatımına bırakıyordu. O da aşırı ve bilinçsiz tüketimden, şişirilmiş medyaya kadar birçok konuyu kendi üslubuyla eleştiriyordu.

Ruh hastalıkları teşhis ve İstatistik kitabına göre bir dükkâna dalıp hırsızlık yapıyor olmam gerekiyor. Hapsolmuş cinsel enerjimi bir yerlerde harcıyor olmam lazım.
Fertility’ye göre tanımadığımız birtakım insanların ölüşünü izlerken yemek için öğle yemeği hazırlıyor olmam gerekiyor İkimizi salı günü öğleden sonra otelin lobisindeki kadife bir koltukta oturmuş çay içerken hayal ediyorum.
Kitabı Mukaddes’e göre ne yapıyor olmam gerekiyor bilmiyorum.
Creedish kilise doktrinine göre ölmüş olmam gerekiyor.
Yukarıdakilerin hiçbiri zevkime hitap etmediği için ben de şehirde yürüyüşe çıkıyorum.” Sy.190

  Öncelikle Chuck Palahniuk’un 2000 yılında yazdığı bu kitabın yeraltı edebiyatı türünde olduğunu söylemem gerekiyor sanırım. Orijinal ismi ise ‘Survivor’ ancak Türkçe’ye Gösteri Peygamberi şeklinde çevrilmiş ve bence kitabın vermek istediği mesajı güzel özetleyen bir başlık. Creedish kilisesinin geleneklerine göre ikinci erkek çocuğun onsekiz yaşından sonra kilise sınırlarından ayrılmasıyla birlikte kahramanımızın ilginç hikayesine dalmaya başlıyoruz biz de. Dalmak en doğru terim olur diye düşünüyorum çünkü ilk bölüm düşen uçağın kokpitinde sahneleniyor. Aslında kitabın bölümlerinin ve sayfa numaralarının da tersten gittiğini fark etmem bir 30-40 sayfa sonra oldu. Buradan da anladığım kadarıyla kitap içerik olarak ince ince dokunmuştu ve bir geri sayım vardı. Öyle de oldu. Birinci sayfaya gelip kitabı kapattığımda tam olarak nedeni anlayabilmiştim. Medyanın yükselttiği, altı tamamen boş bir adam ve onun tüm bu şatafatlı hayatın içinde nasıl bilinçsizce ilerlediğini adım adım anlatıyordu.

“Sahip olduğum altı yüz kırk balıktan sonra öğrendiğim tek şey, insanın sevdiği her şeyin bir gün öleceği oldu. O özel kişiyle karşılaştığın ilk anda, onun bir gün ölüp toprağın altına gireceğine emin olabilirsin.”

  Kitabın ilerleyen sayfalarında kurgu hiç ummadığım bir şekilde iki kardeşin -bir noktada da Habil ile Kabil’in- hikayesine dönüşüyordu. Belki de zaten en başından beri öyleydi. Çünkü Hristiyanlık öğretisi etrafında şekillendiğini söylemek mümkündü. Özellikle Tender Branson'un içinden çıktığı kilise hayatı dış dünyada başına gelecekler için onu hazırlamak amacı güdüyordu. Bütün bir hayatının çalışarak kiliseye hizmet etmek olduğunu zihnine yerleştiriliyor ve bu süreçte ıstakozun nasıl yenileceğinden, koltuktaki kan lekesinin nasıl çıkarılacağına kadar birçok pratik bilgiyi öğreniyor, okuyucuyla da paylaşıyor. Benim dikkatini çeken bir diğer bölüm ise menajerinin Tender’ın önüne bir sürü ilaç kutusu verip ‘piyasaya çıkacak bütün ilaçların firmalarının yolunun bir şekilde menajerine uğradığını; İngilizce,Yunanca, Latince akla gelebilecek tüm ilaç isim kombinasyonlarının yasal haklarını satın aldıklarını’ söylediği kısımdı. Menajere göre dünyada artık yeni bir şeyler olmuyordu, olabilecek her şeyi zaten görmüşlerdi. Bu yüzden Creedish mezhebinin medyatik bir hale geleceğini de çok önceden biliyorlardı. Tender sadece öngördükleri bu gün için hazırlanmış boşluğu dolduran kişi olmuştu. Gösteri Peygamberi.

"Hepimiz aynı televizyon programlarını izliyoruz, diyor dudak. Radyoda aynı şeyleri duyuyoruz, birbirimize aynı şeyleri söylüyoruz. Hayatın hiç sürprizi kalmadı. Hep aynı şeyler olup duruyor. Tekrarlar...Çok yakında aynı anda aynı şeyleri düşünmeye başlayacağız. Mükemmel bir uyum içinde olacağız. Senkronize. Birleşmiş. Eşit. Kati. Karıncalar gibi. Böcekler gibi. Koyunlar gibi." Syf.106

 Tamamına bakıldığında oldukça rahatsız edici bir kitap. Ancak okuduğum Chuck Palahniuk kitapları arasında benim en sevdiğim Gösteri Peygamberi oldu. Onu sadece Fight Clup ile tanımak istemiyorsanız ve yeraltı edebiyat türünde ki kitaplarla ilgileniyorsanız okunması gerektiğini düşünüyorum. Çoğu cümlenin altını çizdiğim için bir sürü alıntıyı paylaşmak istesem de yazının daha fazla uzamaması adına bu kadarı yeterli sanırım asddsffdg

 “Onun hayatını kurtarmaya çalışmak büyük bir zaman kaybı. İnsanlar hayatlarının kurtulmasını istemiyorlar. Hiç kimse sorunlarının çözülmesini istemiyor. Dramlarının. Önemsiz meselelerinin. Hikayelerinin çözümlenmesini, pisliklerinin temizlenmesini istemiyorlar. Çünkü geriye ne kalacağını biliyorlar. Büyük ve korkunç bir bilinmeyen.”

“Eğer kimse izlemiyorsa herhangi bir şey yapmanın çok anlamsız olduğunun farkına varıyor insan.” Sy163

Bütün bu öğrendiklerimizin bizi daha akıllı yapacağını sanıyorduk.
Ama bizi aptallaştırmaktan başka bir işe yaramadı.
O kadar çok şey öğrenmiştik ki düşünecek vaktimiz kalmamıştı.”sy205

Tüm bunların dışında benim çok beğendiğim konuyla da alakalı olabileceğini düşündüğüm bir blog yazı serisini de buraya eklemek istiyorum. Kariyerinizi çöpe atma rehberi!
  • Chuck Palahniuk, Gösteri Peygamberi, Ayrıntı Yayınları; 2016

http://www.denofgeek.com/uk/tv/survivor/41779/survivor-chuck-palahniuk-novel-heading-to-tv

Yorumlar

  1. Merhaba..
    klasik medya zamanında sadece izleyen konumunda iken,sosyal medya sayesinde hem izleyen,hem izlenen olduk.Medyada taşlar yerinden oynadı ama hala oturmadı.
    Emeğinize sağlık,oldukça ilgi çekici bir kitap.Okuma listeme aldım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İyi dilekleriniz için teşekkürler.
      Verimli okumalar.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Birtakım Soruşturmalar

Büyükçe tahta bir masa. Bir şamdan ve bir mum. Karşılıklı oturmuyoruz yan yanayız. Tüm ambiyans içinizi kıpır kıpır edecek cinsten. Etraf kendini kahverenginin ve ılık ışığın tonlarına bırakmış. Sanki çocukken anlam veremediğim tüm heyecanların kıyısında olup yine de anlam verememek gibi, tüm insanlığın hissettiğinden farklı olmadığını düşündüğüm bir duygu. Hissizleşmeye başladığı o nokta başta insanı korkutuyor ancak bir süre sonra ona da alışmaya başlıyorsunuz. Duyumsadığınız sadece bir demirin kesilirken çıkardığı ses oluveriyor. Birbirinizin kalbini birkaç küçük parçaya keserken çıkan sesi kastediyorum. Bir masayı paylaşıyorsunuz, bir mumu, bir hayatı; ancak daha ilerisine geçemeyeceğinizi söyleyen, dile getirilmemiş bir sözleşme var aranızda. Birbirinize dokunabilirsiniz, birbirinizi öpebilirsiniz, yine de kalbinizi bu işin dışında tutmanızı öneririm. İlk defa bunları hissettiğim de şaşırmıştım. Ağlayarak kurtulmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Artık ağladığım zamanlarda başımda ve …

Rana'nın Şehri

Yürüyorsun, peki nereye? O da bir hışırtı oldu ve ağaçların arasına karıştı. Kuzeydeki yerleşimlerin en ilginç olanı burasıydı. Rana’nın şehri.  Ağır adımlarla ilerlerken sanki attığı her adım toprağa ciddi bir baskı uyguluyor gibiydi. Mavi keskin gözleri ise bir yandan etrafı dikkatle süzüyordu. Bu sonbahar günü kuru yaprakların arasında ormanın derinlikleri onunmuşçasına yürüyordu. Birden adımları daha da yavaşladı. Hafifçe eğilerek yürümeye başladı. Siyah postalların kuru yapraklar üzerinde ilerlerken ses çıkarmaması için ekstra bir çaba sarf ediyordu. Sağ kolunu oldukça ağır bir biçimde sırtındaki çantaya götürüp sessizce bir adet ok aldı ve yaya yerleştirdi. Hareketleri o kadar temkinliydi ki okun tahtaya sürtünüşü yaprakların cılız sesleri arasına karışıp yok olmuştu. Nefes alışları oldukça düzenli ve ormandaki diğer her şeyle uyum içerisindeydi. Rana’nın şehri de artık ılık bir nefes alıp kendini Kahil’in kollarına bırakabilirdi. Çünkü biraz ilerdeki hafif eğik ağaçların ara…

"Serçelerin Şarkısı"

Merhabalar, uzun zamandır izlediğim filmler arasından hakkında bir şeyler yazmamı gerektirecek kadar hoşuma giden olmadığı için boş kaldı buralar. Son izlediğim film “Serçelerin Şarkısı” insan olmanın hikayesini anlatan bir kurgu oldu. Açıkçası izlediğim ikinci İran filmiydi ve ilki benim için gerçekten talihsiz bir biçimde sonlanmıştı. Arkadaşlarım filmi çok beğendiklerini, izlemem gerektiğini söyleyerek beni kandırdılar sdfdghghgh bu nedenle de son dakikaya kadar beklediysem de beğenmediğim için ‘Ekmek ve Çiçek’ filmi İran sinemasına mesafeli durmama sebep olmuştu. 2008 yapımı, yönetmeni Majid Majidi olan “Serçelerin Şarkısı” ise kalbe dokunabilen bir film. Açıkçası günlük hayatın koşuşturmacası içinde hırslarımızın bizi nerelere sürüklediğine dair, insan olmayı unuttuğumuz ve tekrar hatırlamamız gerektiğini anlatan bir hikayesi var. Böylesi bir filmi süslü cümlelerle anlatmak da istemiyorum çünkü film tüm samimiyetiyle ve doğallığıyla hepimizin karşılaştığı duyguları yalın bir bi…