Ana içeriğe atla

"Serçelerin Şarkısı"

http://aryasiirkaraca.tumblr.com/post/151390720504/bu-hi%C3%A7-adil-de%C4%9Fil
  Merhabalar, uzun zamandır izlediğim filmler arasından hakkında bir şeyler yazmamı gerektirecek kadar hoşuma giden olmadığı için boş kaldı buralar. Son izlediğim film “Serçelerin Şarkısı” insan olmanın hikayesini anlatan bir kurgu oldu. Açıkçası izlediğim ikinci İran filmiydi ve ilki benim için gerçekten talihsiz bir biçimde sonlanmıştı. Arkadaşlarım filmi çok beğendiklerini, izlemem gerektiğini söyleyerek beni kandırdılar sdfdghghgh bu nedenle de son dakikaya kadar beklediysem de beğenmediğim için ‘Ekmek ve Çiçek’ filmi İran sinemasına mesafeli durmama sebep olmuştu. 2008 yapımı, yönetmeni Majid Majidi olan “Serçelerin Şarkısı” ise kalbe dokunabilen bir film. Açıkçası günlük hayatın koşuşturmacası içinde hırslarımızın bizi nerelere sürüklediğine dair, insan olmayı unuttuğumuz ve tekrar hatırlamamız gerektiğini anlatan bir hikayesi var. Böylesi bir filmi süslü cümlelerle anlatmak da istemiyorum çünkü film tüm samimiyetiyle ve doğallığıyla hepimizin karşılaştığı duyguları yalın bir biçimde anlatmak istemiş.

   Kurgu, bir deve kuşu çiftliğinde çalışırken kızının işitme cihazının bozulması ve bu durumu düzeltme çabasındayken Kerim’in deve kuşu çiftliğindeki işinden çıkarılması ile başlıyor. Burada hırsın da işin içine girmesiyle, aslında insana nasıl zarar verdiğini; işleri sadece daha çok çıkmaza ittiğini görüyoruz ki hırsla başladıklarının sonucu hüsran oluyor film boyunca. Koca yürekli Kerim Abinin sahnelerini izlerken onun bir şekilde yeniden doğru olanı yapacağına inanmak istedim; belki de filmi sevmemin en büyük sebeplerinden biri de budur. Unuttuğum bir şeyi bana hatırlattı; insan olmanın aslında güzel olduğu gibi. Tanıştığı yeni insanlarla ve çocuklarıyla kurduğu diyaloglarda da bu duyguyu sıkça hissediyorsunuz. Çocuklarına kızarken bile sevgisini gösterebilmesi doğu insanının yeri geldiğinde sert ama yine de içten, samimi sevgisini hoş bir biçimde anlatıyordu. İzlerken Kerim abi, eşi Nergiz hanımın ve çocuklarının olduğu bahçede oturup çay içerken birkaç kelamda ben konuşabilsem düşüncesine kapıldım. Böylesine hikayeye dahil etmesi filmi daha güçlü kılıyordu. Bu nedenlerle de izlenmeli, izlettirilmeli bir film bana kalırsa. En çok etkileyen sahnelerden birinin ardından Kerim abinin şarkısı geliyordu, onuda ekledim şuraya. iyi seyirler.

                            

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Birtakım Soruşturmalar

Büyükçe tahta bir masa. Bir şamdan ve bir mum. Karşılıklı oturmuyoruz yan yanayız. Tüm ambiyans içinizi kıpır kıpır edecek cinsten. Etraf kendini kahverenginin ve ılık ışığın tonlarına bırakmış. Sanki çocukken anlam veremediğim tüm heyecanların kıyısında olup yine de anlam verememek gibi, tüm insanlığın hissettiğinden farklı olmadığını düşündüğüm bir duygu. Hissizleşmeye başladığı o nokta başta insanı korkutuyor ancak bir süre sonra ona da alışmaya başlıyorsunuz. Duyumsadığınız sadece bir demirin kesilirken çıkardığı ses oluveriyor. Birbirinizin kalbini birkaç küçük parçaya keserken çıkan sesi kastediyorum. Bir masayı paylaşıyorsunuz, bir mumu, bir hayatı; ancak daha ilerisine geçemeyeceğinizi söyleyen, dile getirilmemiş bir sözleşme var aranızda. Birbirinize dokunabilirsiniz, birbirinizi öpebilirsiniz, yine de kalbinizi bu işin dışında tutmanızı öneririm. İlk defa bunları hissettiğim de şaşırmıştım. Ağlayarak kurtulmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Artık ağladığım zamanlarda başımda ve …

Rana'nın Şehri

Yürüyorsun, peki nereye? O da bir hışırtı oldu ve ağaçların arasına karıştı. Kuzeydeki yerleşimlerin en ilginç olanı burasıydı. Rana’nın şehri.  Ağır adımlarla ilerlerken sanki attığı her adım toprağa ciddi bir baskı uyguluyor gibiydi. Mavi keskin gözleri ise bir yandan etrafı dikkatle süzüyordu. Bu sonbahar günü kuru yaprakların arasında ormanın derinlikleri onunmuşçasına yürüyordu. Birden adımları daha da yavaşladı. Hafifçe eğilerek yürümeye başladı. Siyah postalların kuru yapraklar üzerinde ilerlerken ses çıkarmaması için ekstra bir çaba sarf ediyordu. Sağ kolunu oldukça ağır bir biçimde sırtındaki çantaya götürüp sessizce bir adet ok aldı ve yaya yerleştirdi. Hareketleri o kadar temkinliydi ki okun tahtaya sürtünüşü yaprakların cılız sesleri arasına karışıp yok olmuştu. Nefes alışları oldukça düzenli ve ormandaki diğer her şeyle uyum içerisindeydi. Rana’nın şehri de artık ılık bir nefes alıp kendini Kahil’in kollarına bırakabilirdi. Çünkü biraz ilerdeki hafif eğik ağaçların ara…