Ana içeriğe atla

What happened to Monday? Namı diğer 'Yedinci hayat'

http://www.imdb.com/title/tt1536537/mediaviewer/rm1665674496
Merhabalar, biz de pazartesiye ne olduğunu merak edip filme bir gidelim dedik. Film dünyada nüfus artışı nedeniyle sadece tek çocuğa sahip olunmasını kabul eden yeni bir yasa ile artışın önlenmeye çalışıldığı bir dünya tasvirini ele alıyor. Bu noktadan yola çıkarak birbirinin tamamen aynı yedi kız kardeş ve onların tek bir kişi olarak yaşama hikayelerini anlatıyor. Haftanın yedi gününü her biri isim olarak alırken, sadece kendi isimlerinin olduğu günlerde dışarıya çıkma hakkına sahipler. Kızlarımız yetişkinlik çağına kadar erişebilmelerine rağmen aralarından Pazartesinin kaybolmasıyla olaylar gelişiyor. Filmin konusu yönüyle dikkat çekici bir distopyayı anlattığı fragmandan da anlaşılıyordu ancak konunun güzelliği filmi kurtarmaya yetmemiş. Özellikle de başrol oyuncusunun bizi yedi farklı karakteri oynadığına inandırabildiği başarılı oyunculuğu karşısında sadece bir aksiyon filmine dönüşmesi de beklentiyi karşılamıyor. Başlangıçta bu tarz bir bilim kurgu için oldukça gerçekçi bir dünya portresi çizilirken bir anda bu geride kalıyor ve önce macera ardından dram içeren bir kurguya doğru evriliyor ve bu süreçte sıkça mantık hatalarıyla karşılaşıyoruz.


Açıkcası tüm bunlara rağmen ben filmi izlerken keyif aldım, sanırım bunda Noomi Rapace'in etkisi büyüktü. Görünmediği sahneler çok az olsa bile bu durum sizi sıkmıyor ve motonluğun önüne geçmeyi başarıyor. Split filmini bana hatırlattı. Orada da başrol oyuncusu 13 farklı karakteri canlandırırken hepsinin farklı kişiler olduğuna sizi inandırabiliyordu, bu tarz filmleri sanırım sırf bu nedenle bile sevebilirim asdfdgg konuya diğer açıdan baktığımızda şimdiye kadar sıkça karşımıza çıkan nüfus problemini irdelemesi, buradan hareketle bir şeyler anlatmaya çalışması önemli tabi ancak bu durum biraz sığ kalıyor ve gereken düşünce tam olarak bize verilemiyor. Çünkü farklı bir ideolojik açıyla işlemeyi tercih etmişler, bu nedenle de bazı sahnelerin abartıya kaçtığını düşünüyorum. Tamamen orjinal olmasa da farklı bir konu ve Noomi Rapace ile birlikte izlenebilecek bir film.






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Birtakım Soruşturmalar

Büyükçe tahta bir masa. Bir şamdan ve bir mum. Karşılıklı oturmuyoruz yan yanayız. Tüm ambiyans içinizi kıpır kıpır edecek cinsten. Etraf kendini kahverenginin ve ılık ışığın tonlarına bırakmış. Sanki çocukken anlam veremediğim tüm heyecanların kıyısında olup yine de anlam verememek gibi, tüm insanlığın hissettiğinden farklı olmadığını düşündüğüm bir duygu. Hissizleşmeye başladığı o nokta başta insanı korkutuyor ancak bir süre sonra ona da alışmaya başlıyorsunuz. Duyumsadığınız sadece bir demirin kesilirken çıkardığı ses oluveriyor. Birbirinizin kalbini birkaç küçük parçaya keserken çıkan sesi kastediyorum. Bir masayı paylaşıyorsunuz, bir mumu, bir hayatı; ancak daha ilerisine geçemeyeceğinizi söyleyen, dile getirilmemiş bir sözleşme var aranızda. Birbirinize dokunabilirsiniz, birbirinizi öpebilirsiniz, yine de kalbinizi bu işin dışında tutmanızı öneririm. İlk defa bunları hissettiğim de şaşırmıştım. Ağlayarak kurtulmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Artık ağladığım zamanlarda başımda ve …

Rana'nın Şehri

Yürüyorsun, peki nereye? O da bir hışırtı oldu ve ağaçların arasına karıştı. Kuzeydeki yerleşimlerin en ilginç olanı burasıydı. Rana’nın şehri.  Ağır adımlarla ilerlerken sanki attığı her adım toprağa ciddi bir baskı uyguluyor gibiydi. Mavi keskin gözleri ise bir yandan etrafı dikkatle süzüyordu. Bu sonbahar günü kuru yaprakların arasında ormanın derinlikleri onunmuşçasına yürüyordu. Birden adımları daha da yavaşladı. Hafifçe eğilerek yürümeye başladı. Siyah postalların kuru yapraklar üzerinde ilerlerken ses çıkarmaması için ekstra bir çaba sarf ediyordu. Sağ kolunu oldukça ağır bir biçimde sırtındaki çantaya götürüp sessizce bir adet ok aldı ve yaya yerleştirdi. Hareketleri o kadar temkinliydi ki okun tahtaya sürtünüşü yaprakların cılız sesleri arasına karışıp yok olmuştu. Nefes alışları oldukça düzenli ve ormandaki diğer her şeyle uyum içerisindeydi. Rana’nın şehri de artık ılık bir nefes alıp kendini Kahil’in kollarına bırakabilirdi. Çünkü biraz ilerdeki hafif eğik ağaçların ara…

"Serçelerin Şarkısı"

Merhabalar, uzun zamandır izlediğim filmler arasından hakkında bir şeyler yazmamı gerektirecek kadar hoşuma giden olmadığı için boş kaldı buralar. Son izlediğim film “Serçelerin Şarkısı” insan olmanın hikayesini anlatan bir kurgu oldu. Açıkçası izlediğim ikinci İran filmiydi ve ilki benim için gerçekten talihsiz bir biçimde sonlanmıştı. Arkadaşlarım filmi çok beğendiklerini, izlemem gerektiğini söyleyerek beni kandırdılar sdfdghghgh bu nedenle de son dakikaya kadar beklediysem de beğenmediğim için ‘Ekmek ve Çiçek’ filmi İran sinemasına mesafeli durmama sebep olmuştu. 2008 yapımı, yönetmeni Majid Majidi olan “Serçelerin Şarkısı” ise kalbe dokunabilen bir film. Açıkçası günlük hayatın koşuşturmacası içinde hırslarımızın bizi nerelere sürüklediğine dair, insan olmayı unuttuğumuz ve tekrar hatırlamamız gerektiğini anlatan bir hikayesi var. Böylesi bir filmi süslü cümlelerle anlatmak da istemiyorum çünkü film tüm samimiyetiyle ve doğallığıyla hepimizin karşılaştığı duyguları yalın bir bi…