Ana içeriğe atla

'Piyes Yazma Sanatı'/Lajos Egri-2

http://libbyvanderploeg.tumblr.com

  Piyes yazma sanatı isimli Lajos Egri'nin kitabını incelerken ikinci bölümdeyim. Egri'nin ikinci bölümde ele aldığı ilk başlık karakter konusu oluyor.

  •   Karakter
  Egri’ye göre hikâyenin önermeden sonra ilerletici gücü olarak karakter yer almaktadır. Temel parçalardan birini oluşturan bu adım hikâyenin gerçeklik kazanması için oldukça önemlidir. Her nesnenin üç boyutu olduğunu söyler; bunlar, derinlik, yükseklik genişliktir. İnsanın ise bunlardan başka üç boyutu daha bulunmaktadır; fizyolojik, sosyolojik, psikolojik. Bu üç boyutu dikkate almadan insan varlığını tanıyamayız.

http://libbyvanderploeg.tumblr.com
Fiziksel yapı yaşam görüşümüzü etkileyen bir boyut olarak şekillenir. Örneğin hoşgörülü, saldırgan, alçakgönüllü, hırslı olmanıza neden olur. Yani zihinsel gelişimimiz fiziksel yapımızdan büyük ölçüde etkilenmektedir. Aşağılık ya da üstünlük kompleksi dediğimiz bilişsel süreçler de gene fizyolojik boyutla şekillenmektedir. Buradan yola çıkarak dünyayla ilk temasımız olan fizyolojik boyut, en başta gelen unsurdur. İkinci olarak ise sosyolojik boyut yer almaktadır. Egri ‘bodrum katında doğmuşsanız, oyun yeriniz kentin pis sokakları idiyse, sizin davranışlarınız, tepkileriniz elbette varlıklı evlerde doğup, tertemiz oyun alanlarında oynayan çocukların davranışlarıyla farklı olacaktır. Der. Anneniz, babanız, dostlarınız, onlara karşı tutumlarınız, davranışlarınız, hangi dini inanca mensup olduğunuz, nasıl kıyafetlerden hoşlandığınız, nelerden nefret ettiğiniz gibi soruların yani toplumbilim diliyle kim olduğunuzun cevabını ancak sosyolojik boyut verebilir.

  Üçüncü olarak psikolojik boyutun ise ilk iki boyutun bir ürünü olduğunu söyler. Ona göre fizyolojik ve sosyolojik unsurların birleşik etkileri tutkunun, düş kırıklığının, değişik huyların, davranışların komplekslerin doğmasına neden olur. Bu yönüyle baktığımızda psikolojik boyut öncekileri tamamlar. İnsan eylemlerini anlayabilmek için aslında bu eylemin oluşmasına neden olan temel faktörlere bakmamız gerekir.

   “Zamanın yıkıcılığına, çürütücülüğüne karşı koymuş herhangi bir sanat yapıtını alın, çözümleyin, bunca yüzyıl yaşaması ve daha da yaşayacak olmasında ki gizin, bu üç boyuta sahip bulunmasında yattığını göreceksiniz. Söz konusu üç boyuttan birini yok edin piyesinizin olaylar örüntüsü ne kadar soluk kesici olursa olsun, gene de piyesiniz yazınsal değerden yoksun kalacaktır.
 Gazetede çıkan tiyatro eleştirilerini okurken sık sık şu deyimlere rastlarsınız: ruhsuz, inandırıcılıktan yoksun, klişe karakterler, alışılmış durumlar, sıkıcı. Bütün bunlar bir tek kusurun varlığını belirler- piyesin üç boyutlu karakterden yoksunluğu.”
   
  Bu boyutların karakter yapısını nasıl ve nelerden oluşturduğunu ise şöyle sıralayabiliriz:

    
                                FİZYOLOJİK BOYUT   
       1)  Cinsiyet.
       2)  Yaş.
       3)  Boy ve kilo.
       4)  Saç, göz, cilt rengi.
       5)  Tavır, hareket, duruş.
       6)  Görünüş: Yakışıklı, şişman ya da zayıf, temiz, zarif, hoş, pasaklı. Baş, yüz ve dudakların   yapısı.
       7)  Kusurlar: Biçimsel bozukluklar, doğaya aykırı yönler, doğuştan gelme özellikler. Hastalıklar.
       8)  Kalıtım.

                          SOSYOLOJİK BOYUT
1)      Sınıfı: işçi, yönetici, kentsoylu.
2)      Uğraş: yapılan iş, çalışma süresi, gelir, çalışma koşulu, sendikalı ya da sendikasız oluşu, kuruma karşı tutumu, çalışmaya uygunluk.
3)      Eğitimi: okuduğu okulların sayısı ve niteliği, alınan notlar, çok sevilen az sevilen konular, yetenekler, eğilimler
4)      Ev yaşamı: aile içi ilişkiler kazanma gücü, öksüz/yetim, anne baba ayrılmış ya da boşanmış, anne-babanın alışkanlıkları, anne babanın kusurları, ihmal.
5)      Dinsel inanç.
6)      Irk, milliyet.
7)      Çevre içindeki yeri: Arkadaşları arasında lider olmak, kulüplerde, spor etkinliklerinde önde gelmek.
8)      Siyasal görüş.
9)      Hoşlanılan şeyler, meraklar: Kitap, gazete, dergi okumak.

                                PSİKOLOJİK BOYUT
1)      Cinsel yaşam, ahlaksal ölçütler.
2)      Kişisel davranışa ön veren güçler (önermeler), tutku
3)      Umduğunu bulamama, düş kırıklıkları.
4)      Mizaç: Sinirli, uysal, karamsar, iyimser.
5)      Yaşama karşı tutum: Ezik, savaşkan, saldırgan.
6)      Kompleksler: Saplantılar, yasaklar, boş inançlar, taşkınlık hastalıkları (mania), yılgılar (phobia).
7)      İçedönük, dışadönük, ikisinin ortası.
8)      Beceriler: Dilde ve yetenekler.
9)      Nitelikler: Düş gücü (imgelem), yargı gücü, beğeni, denge.
10)   IQ (intelligence quontient): Zekâ düzeyi

http://libbyvanderploeg.tumblr.com

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Birtakım Soruşturmalar

Büyükçe tahta bir masa. Bir şamdan ve bir mum. Karşılıklı oturmuyoruz yan yanayız. Tüm ambiyans içinizi kıpır kıpır edecek cinsten. Etraf kendini kahverenginin ve ılık ışığın tonlarına bırakmış. Sanki çocukken anlam veremediğim tüm heyecanların kıyısında olup yine de anlam verememek gibi, tüm insanlığın hissettiğinden farklı olmadığını düşündüğüm bir duygu. Hissizleşmeye başladığı o nokta başta insanı korkutuyor ancak bir süre sonra ona da alışmaya başlıyorsunuz. Duyumsadığınız sadece bir demirin kesilirken çıkardığı ses oluveriyor. Birbirinizin kalbini birkaç küçük parçaya keserken çıkan sesi kastediyorum. Bir masayı paylaşıyorsunuz, bir mumu, bir hayatı; ancak daha ilerisine geçemeyeceğinizi söyleyen, dile getirilmemiş bir sözleşme var aranızda. Birbirinize dokunabilirsiniz, birbirinizi öpebilirsiniz, yine de kalbinizi bu işin dışında tutmanızı öneririm. İlk defa bunları hissettiğim de şaşırmıştım. Ağlayarak kurtulmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Artık ağladığım zamanlarda başımda ve …

Rana'nın Şehri

Yürüyorsun, peki nereye? O da bir hışırtı oldu ve ağaçların arasına karıştı. Kuzeydeki yerleşimlerin en ilginç olanı burasıydı. Rana’nın şehri.  Ağır adımlarla ilerlerken sanki attığı her adım toprağa ciddi bir baskı uyguluyor gibiydi. Mavi keskin gözleri ise bir yandan etrafı dikkatle süzüyordu. Bu sonbahar günü kuru yaprakların arasında ormanın derinlikleri onunmuşçasına yürüyordu. Birden adımları daha da yavaşladı. Hafifçe eğilerek yürümeye başladı. Siyah postalların kuru yapraklar üzerinde ilerlerken ses çıkarmaması için ekstra bir çaba sarf ediyordu. Sağ kolunu oldukça ağır bir biçimde sırtındaki çantaya götürüp sessizce bir adet ok aldı ve yaya yerleştirdi. Hareketleri o kadar temkinliydi ki okun tahtaya sürtünüşü yaprakların cılız sesleri arasına karışıp yok olmuştu. Nefes alışları oldukça düzenli ve ormandaki diğer her şeyle uyum içerisindeydi. Rana’nın şehri de artık ılık bir nefes alıp kendini Kahil’in kollarına bırakabilirdi. Çünkü biraz ilerdeki hafif eğik ağaçların ara…

"Serçelerin Şarkısı"

Merhabalar, uzun zamandır izlediğim filmler arasından hakkında bir şeyler yazmamı gerektirecek kadar hoşuma giden olmadığı için boş kaldı buralar. Son izlediğim film “Serçelerin Şarkısı” insan olmanın hikayesini anlatan bir kurgu oldu. Açıkçası izlediğim ikinci İran filmiydi ve ilki benim için gerçekten talihsiz bir biçimde sonlanmıştı. Arkadaşlarım filmi çok beğendiklerini, izlemem gerektiğini söyleyerek beni kandırdılar sdfdghghgh bu nedenle de son dakikaya kadar beklediysem de beğenmediğim için ‘Ekmek ve Çiçek’ filmi İran sinemasına mesafeli durmama sebep olmuştu. 2008 yapımı, yönetmeni Majid Majidi olan “Serçelerin Şarkısı” ise kalbe dokunabilen bir film. Açıkçası günlük hayatın koşuşturmacası içinde hırslarımızın bizi nerelere sürüklediğine dair, insan olmayı unuttuğumuz ve tekrar hatırlamamız gerektiğini anlatan bir hikayesi var. Böylesi bir filmi süslü cümlelerle anlatmak da istemiyorum çünkü film tüm samimiyetiyle ve doğallığıyla hepimizin karşılaştığı duyguları yalın bir bi…