Ana içeriğe atla

'Piyes Yazma Sanatı'-Lajos Egri/ 1

http://www.bronsonsnelling.com/

     Merhabalar, bu aralar okuduğum artık alanında kültleşmiş bir kitabı yazmak istedim. Piyes Yazma Sanatı- Lajos Egri’nin piyes senaryo ya da roman yazmaya girişen herkesin elinden geçmesi gereken ilk kitaplardan birisi. Kafanızda tamamen örülmüş bir hikâyeye bile sahip olsanız işin teknik kısmını bilmeden ilerlemek çok kolay olmuyor. Ben de bu nedenle kitabın sadece nelerden bahsettiğini değil, meraklıları için bölümlerin kısaca nelerden oluştuğunu anlatmaya karar verdim. Kitap Piyes yazma üzerine kurulu olduğu izlenimini verse de yaratıcı düşünmeyi geliştirmesi açısından örneklerle zenginleştirilmiş ve daha kapsamlı eserler yazmak isteyenler için rehber olacak nitelikte. Uzun bir kitap olduğu içinse bölümleri ayrı ayrı yazılarda incelemeye çalışacağım.

Egri’nin kitabına geçmeden önce eğer yazmaya yeni niyetleniyor ya da yazmaya başlayıp tam olarak ne yapacağınızı bilmiyorsanız. Bu konuyla ilgili olarak kendinizi geliştirebilmenin en güzel yolu serbest bir şekilde yazmaktır. Örneğin 20 dakika boyunca başka herhangi bir şeye odaklanmadan zihninizdekileri bir sıraya koymadan olduğu gibi aktarmaya çalışarak, tamamen aklınıza gelenleri yazacağınız bir vakit oluşturabilirsiniz. Böylece özgür düşünme yönünüzü geliştirmiş olursunuz. Ancak bu alıştırmayı her gün yapmadığınız sürece etkili olmasını beklememelisiniz Stephen King, yazdığı onlarca romanı olan ünlü bir yazar olmasını her gün düzenli olarak yazmasına borçlu olduğunu söylemiştir. Ayrıca eğer yazarlıkla ilgili başka eserler arıyorsanız, King´in hayal dünyasının sırlarını açtığı eseri olan ‘Yazma Sanatı’ kitabının da kesinlikle okunması gerekir. Düzenli yazmak işin en önemli adımıdır ancak okumadığınız sürece farklı yazım tarzlarını ve tekniklerini görebilmeniz de mümkün olmaz. Bu nedenle belli sınırlar içerisinde dolaşıp durursunuz. Çünkü yazmak belli bir bilgi ve birikime ihtiyaç duyar. Elbette her şeyi bilemezsiniz ancak içerisinde bulunduğunuz toplumsal koşullardan tamamen kopuk bir biçimde başarılı eserler yazabilmenizde mümkün değildir. Bunun içinde sürekli çevrenizi, toplumu, insanları ve nesneleri gözlemlemeli onları daha canlı bir biçimde zihninizde duyumsamalısınız ki bunu sizi okuyacak insanlara da hissettirebilmeli ve anlatmak istediğinizi daha iyi bir biçimde anlayabilmelerini sağlamalısınız. Yani iki şey oldukça önemli: sürekli okumak ve her gün yazmak.

Peki nasıl yazacaksınız? Bu soruyu sorduğumuzda ise Egri’nin kitabı bizlere cevapları sunuyor. Kitap dört bölümden oluşuyor; önerme, karakter, çatışma ve genel.
“Piyes yazarının bilinçli bir çabası olmaksızın gerilimi, meraklandırıcılığı yaratan bir şeyin varlığı gerekmektedir. Bütün ögeleri birleştiren bir gücün varlığı gerekmektedir; bu öyle bir güçtür ki, sözgelimi organların vücuttan doğal olarak sürüp gelişmesi gibi, söz konusu ögeler de işte bu güçten doğup gelişeceklerdir. Sanırım hepimiz bu gücü bilmekteyiz; bu güç, insan karakteridir; sonsuz değişkenliği ve diyalektik çelişkileriyle insan karakteri.” 

http://petalier.tk/


  •  Önerme
 Egri’ye göre her işin ya da eylemin bir amacı olmak zorundadır. Bilincin de olalım ya da olmayalım hayat içerisinde ki tüm anların bir önerme çevresinde geliştiğini söyler. Ona göre bu önerme soluk alıp verme kadar sade olabilir. Ancak yazara yolunu gösterecek olan önermedir. Piyes yazarları genellikle, bir düşünceden hareketle ya da bir durumun çekiciliğine kapılarak piyes yazmaya otururlar. Önemli olan, o düşüncenin ya da durumun bir piyese mal olup olmayacağıdır. Coşkuyu ne tür güçlerin harekete geçirdiği bilinmezse iyi piyes yazılamayacağından bahseder. Yazar piyesinde savunduğu düşünceye inanmak zorundadır ki anlattıklarında bu gücü bulabilsin ve önermesini kanıtlasın. Eğer etkin bir önerme içermiyorsa piyesteki karakterler canlı olamazlar, yaşam hakkı kazanamazlar. İyi bir önerme piyesinizin özünün özüdür.

  Ancak ne önerme ne de piyesin herhangi bir kesimi kendi başına buyruk bir yaşam hakkına sahip olamaz. Sanat yapıtında her şey uyumlu bir bütünün parçaları olarak yerini almalıdır, der. Bu bütünün diğer parçalarını da sonraki yazılarda yavaş yavaş ele alacağız.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Birtakım Soruşturmalar

Büyükçe tahta bir masa. Bir şamdan ve bir mum. Karşılıklı oturmuyoruz yan yanayız. Tüm ambiyans içinizi kıpır kıpır edecek cinsten. Etraf kendini kahverenginin ve ılık ışığın tonlarına bırakmış. Sanki çocukken anlam veremediğim tüm heyecanların kıyısında olup yine de anlam verememek gibi, tüm insanlığın hissettiğinden farklı olmadığını düşündüğüm bir duygu. Hissizleşmeye başladığı o nokta başta insanı korkutuyor ancak bir süre sonra ona da alışmaya başlıyorsunuz. Duyumsadığınız sadece bir demirin kesilirken çıkardığı ses oluveriyor. Birbirinizin kalbini birkaç küçük parçaya keserken çıkan sesi kastediyorum. Bir masayı paylaşıyorsunuz, bir mumu, bir hayatı; ancak daha ilerisine geçemeyeceğinizi söyleyen, dile getirilmemiş bir sözleşme var aranızda. Birbirinize dokunabilirsiniz, birbirinizi öpebilirsiniz, yine de kalbinizi bu işin dışında tutmanızı öneririm. İlk defa bunları hissettiğim de şaşırmıştım. Ağlayarak kurtulmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Artık ağladığım zamanlarda başımda ve …

Rana'nın Şehri

Yürüyorsun, peki nereye? O da bir hışırtı oldu ve ağaçların arasına karıştı. Kuzeydeki yerleşimlerin en ilginç olanı burasıydı. Rana’nın şehri.  Ağır adımlarla ilerlerken sanki attığı her adım toprağa ciddi bir baskı uyguluyor gibiydi. Mavi keskin gözleri ise bir yandan etrafı dikkatle süzüyordu. Bu sonbahar günü kuru yaprakların arasında ormanın derinlikleri onunmuşçasına yürüyordu. Birden adımları daha da yavaşladı. Hafifçe eğilerek yürümeye başladı. Siyah postalların kuru yapraklar üzerinde ilerlerken ses çıkarmaması için ekstra bir çaba sarf ediyordu. Sağ kolunu oldukça ağır bir biçimde sırtındaki çantaya götürüp sessizce bir adet ok aldı ve yaya yerleştirdi. Hareketleri o kadar temkinliydi ki okun tahtaya sürtünüşü yaprakların cılız sesleri arasına karışıp yok olmuştu. Nefes alışları oldukça düzenli ve ormandaki diğer her şeyle uyum içerisindeydi. Rana’nın şehri de artık ılık bir nefes alıp kendini Kahil’in kollarına bırakabilirdi. Çünkü biraz ilerdeki hafif eğik ağaçların ara…

"Serçelerin Şarkısı"

Merhabalar, uzun zamandır izlediğim filmler arasından hakkında bir şeyler yazmamı gerektirecek kadar hoşuma giden olmadığı için boş kaldı buralar. Son izlediğim film “Serçelerin Şarkısı” insan olmanın hikayesini anlatan bir kurgu oldu. Açıkçası izlediğim ikinci İran filmiydi ve ilki benim için gerçekten talihsiz bir biçimde sonlanmıştı. Arkadaşlarım filmi çok beğendiklerini, izlemem gerektiğini söyleyerek beni kandırdılar sdfdghghgh bu nedenle de son dakikaya kadar beklediysem de beğenmediğim için ‘Ekmek ve Çiçek’ filmi İran sinemasına mesafeli durmama sebep olmuştu. 2008 yapımı, yönetmeni Majid Majidi olan “Serçelerin Şarkısı” ise kalbe dokunabilen bir film. Açıkçası günlük hayatın koşuşturmacası içinde hırslarımızın bizi nerelere sürüklediğine dair, insan olmayı unuttuğumuz ve tekrar hatırlamamız gerektiğini anlatan bir hikayesi var. Böylesi bir filmi süslü cümlelerle anlatmak da istemiyorum çünkü film tüm samimiyetiyle ve doğallığıyla hepimizin karşılaştığı duyguları yalın bir bi…