Ana içeriğe atla

Lie To Me / yalancının mumu yatsıya


Merhabalar, 2009 yapımı da olsa alanında tek olan bir diziden bahsetmek istiyorum. Lie to me yani Türkçesiyle bana yalan söyle, izlediğim en ufuk açıcı dizilerden birisi, belki diyeceksiniz hala bu diziyi bilmeyende mi var? Var efendim. Takipçisi seveni çok olduğu gibi henüz izlememiş olan kesimde oldukça fazla. Dizinin isminden de anlayabileceğimiz üzere duyguların ve düşüncelerin saklanmaya çalışılması yani bunlarla çelişen yalan ifadeler üzerine kurulu. Dr. Call Lightman mikro mimik dediğimiz duygunun ilk ifade ediliş şeklini keşfediyor, bir çok çalışması var ve yerli kabileler ile yaptığı araştırmalar sonunu kendisine ait bir şirket kuruyor. Bu detaylar aşırı derecede önemli değil. Çünkü asıl dikkat etmemiz gereken yalanın yüzümüz ve bedenimizde ki yansımalarının; mikro ifadelerinin taşıdıkları anlamların bizlere öğretilmesi. Ayrıca dizide bu anlatım işlemi yapılırken sıkça politikacılar, din adamları, sanatçılar, suçlular gibi gerçek hayatta olan karakter ve şahıslar örnek olarak kullanılıyor. Yalnızca bireysel ilişkilerde değil toplumsal faktörlerde ve ilişkilerde de yalanın nasıl konumlandığını görüyoruz. Lightman'a göre bir insan on dakikalık bir konuşmada ortalama üç yalan söyler. 

mesela diziden çıkarabileceğimiz bir kaç detaya bakacak olursak
  • İnsanlar sandığınızın aksine gözünüze direkt bakarak ve hızlıca yalan söylerler. duraksama gerçeği hatırlama belirtisidir. Gözünü yukarı ve ya sola kaydırması ise emin olma belirtisidir.
  • bir insana bir gününü anlattırdıktan sonra tersten anlatmasını istediğinizde kafası karışıyorsa yalan söylüyordur. yine aynı şekilde anılardan faydalanarak değil, ezberden okuduğu anlaşılır. yalancılar tersten ezberlemeyi genelde unutur.
  • bir insan konuşurken dudaklarını aşağı doğru istemsizce büküyorsa, bu söylediğine kendisinin bile inanmadığını gösterir.
  • karşınızdaki kişinin dudak ısırması ya da kulak çekiştirmesi duygularına hakim olamadığını ya da endişeli olduğunu gösterir.
  • birisi bir şeylerin doğru olduğunu savunuyor ancak kafası buna zıt hareket ediyorsa o kişi muhtemelen yalan söylüyordu.
  • yalan konuşan insanların elleri istemsizce ense bölgesine ya da bacaklarına gider.
    • Her zaman yalan açığa çıkartma örneği vermemek lazım mesela bir kaç yalan söyleme tekniği verelim.Burada verilen yalan söyleme teknikleri insanların yalanlarını anlamakta iyi olan insanlar veya sizin gibi bunu anlama konusunda uzmanlaşan insanlara karşı kullanılacak tekniklerdir.

    1. Size sorulan sorulara çok hızlı cevap vermeyin.Kısa cevap süresi kendini açığa vurmaktır.
    2. Haklı olduğunuz bir şeyi hatırlayın ve kendinizi toparlayın bu size sorulan sorularda haksızsanız  ama haksız olduğunuz bir şeyi hatırladığınızda psikolojiniz kendini otomatik olarak düzeltir ve göze batmazsınız.
    3. Sizin yalanınızı ortaya çıkarmaya çalışan kişinin veya size sorular soran birinin gözlerine çok bakmayın buda yalanınızı ortaya çıkarabilir.
    4. Anlattıklarınıza alakasız detaylar ekleyin bu bir şeyleri doğru söylediğinizin doğru olduğuna karşınızdakini inandıracaktır.
Örnekler daha fazla çoğaltılabilir ancak sadece örneklerle yazıyı uzatmak istemiyorum. Dizideki tüm duygusal ifadelerin çözümlemesini yazmak baya uzun sürebilir adsafdsgfg kısaca hala izlemeyenler varsa bir an önce başlamalılar ve bu bilgileri öğrenmenin kısa bir yolu yok mu diyenler içinse şöyle bir blog var; tık tık

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Birtakım Soruşturmalar

Büyükçe tahta bir masa. Bir şamdan ve bir mum. Karşılıklı oturmuyoruz yan yanayız. Tüm ambiyans içinizi kıpır kıpır edecek cinsten. Etraf kendini kahverenginin ve ılık ışığın tonlarına bırakmış. Sanki çocukken anlam veremediğim tüm heyecanların kıyısında olup yine de anlam verememek gibi, tüm insanlığın hissettiğinden farklı olmadığını düşündüğüm bir duygu. Hissizleşmeye başladığı o nokta başta insanı korkutuyor ancak bir süre sonra ona da alışmaya başlıyorsunuz. Duyumsadığınız sadece bir demirin kesilirken çıkardığı ses oluveriyor. Birbirinizin kalbini birkaç küçük parçaya keserken çıkan sesi kastediyorum. Bir masayı paylaşıyorsunuz, bir mumu, bir hayatı; ancak daha ilerisine geçemeyeceğinizi söyleyen, dile getirilmemiş bir sözleşme var aranızda. Birbirinize dokunabilirsiniz, birbirinizi öpebilirsiniz, yine de kalbinizi bu işin dışında tutmanızı öneririm. İlk defa bunları hissettiğim de şaşırmıştım. Ağlayarak kurtulmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Artık ağladığım zamanlarda başımda ve …

Rana'nın Şehri

Yürüyorsun, peki nereye? O da bir hışırtı oldu ve ağaçların arasına karıştı. Kuzeydeki yerleşimlerin en ilginç olanı burasıydı. Rana’nın şehri.  Ağır adımlarla ilerlerken sanki attığı her adım toprağa ciddi bir baskı uyguluyor gibiydi. Mavi keskin gözleri ise bir yandan etrafı dikkatle süzüyordu. Bu sonbahar günü kuru yaprakların arasında ormanın derinlikleri onunmuşçasına yürüyordu. Birden adımları daha da yavaşladı. Hafifçe eğilerek yürümeye başladı. Siyah postalların kuru yapraklar üzerinde ilerlerken ses çıkarmaması için ekstra bir çaba sarf ediyordu. Sağ kolunu oldukça ağır bir biçimde sırtındaki çantaya götürüp sessizce bir adet ok aldı ve yaya yerleştirdi. Hareketleri o kadar temkinliydi ki okun tahtaya sürtünüşü yaprakların cılız sesleri arasına karışıp yok olmuştu. Nefes alışları oldukça düzenli ve ormandaki diğer her şeyle uyum içerisindeydi. Rana’nın şehri de artık ılık bir nefes alıp kendini Kahil’in kollarına bırakabilirdi. Çünkü biraz ilerdeki hafif eğik ağaçların ara…

"Serçelerin Şarkısı"

Merhabalar, uzun zamandır izlediğim filmler arasından hakkında bir şeyler yazmamı gerektirecek kadar hoşuma giden olmadığı için boş kaldı buralar. Son izlediğim film “Serçelerin Şarkısı” insan olmanın hikayesini anlatan bir kurgu oldu. Açıkçası izlediğim ikinci İran filmiydi ve ilki benim için gerçekten talihsiz bir biçimde sonlanmıştı. Arkadaşlarım filmi çok beğendiklerini, izlemem gerektiğini söyleyerek beni kandırdılar sdfdghghgh bu nedenle de son dakikaya kadar beklediysem de beğenmediğim için ‘Ekmek ve Çiçek’ filmi İran sinemasına mesafeli durmama sebep olmuştu. 2008 yapımı, yönetmeni Majid Majidi olan “Serçelerin Şarkısı” ise kalbe dokunabilen bir film. Açıkçası günlük hayatın koşuşturmacası içinde hırslarımızın bizi nerelere sürüklediğine dair, insan olmayı unuttuğumuz ve tekrar hatırlamamız gerektiğini anlatan bir hikayesi var. Böylesi bir filmi süslü cümlelerle anlatmak da istemiyorum çünkü film tüm samimiyetiyle ve doğallığıyla hepimizin karşılaştığı duyguları yalın bir bi…