Ana içeriğe atla

Bir Tutam Yeşilçam- 'İkimizin Yerine'


http://taffpics.com/ikimizin-yerine

Merhabalar, blog gittikçe film eleştiri sayfasına dönüyor fakındayım ama bu aralar tek etkinliğim film izlemek olduğu için ancak bu konularla ilgili yazabiliyorum. Son dönemde izlediklerimden birisi de ‘İkimizin Yerine’ oldu. Pek fazla Türk filmi izlemediğimi fark edince madem Nejat İşler ve Serenay Sarıkaya oynuyor izleyeyim dedim. Tabi bu durumun beklentiyi yükselttiği de doğru asdsdffg ancak film neden olduğunu anlayamadığımız bir sebepten vasatın üzerine çıkmayı başaramıyor. Yorumları okuyup, izleyen arkadaşlarımdan duyduğum kadarıyla filmi beğenen kesimde oldukça fazla, galiba bunda film boyunca beklediğiniz aşk hikayesini kıracak olayın tahmin etmediğiniz bir yerden geliyor olması etkili. Bu nedenle sonu şaşırtıcı ama genel olarak klasik bir aşk filmi izliyoruz. Yani aşk ve dram içeren bir film olarak baktığımızda güzel ama bazı kısımlar tam olarak oturmuyor. 

Benim en çok dikkatimi çeken hikâyenin de düğümünü oluşturan anne karakteriydi. Zerrin Tekindor’u böyle bir rolde görmek hoştu, çünkü yaşadıkları nedeniyle yaşamını kontrol altında tutarak, eşini çocuğunu nasıl bir hayata sıkıştırdığını izliyoruz. Bu da sıkça karşılaştığımız anne-kız arasındaki sessiz kavgayı izleyiciye hissettirebiliyor. Bu konunun filmin sonuyla ilgili bağlantısı olduğundan; merak edenler, izlemeyi düşünenler için daha fazla açmamam gerektiği aşikâr. İzlerken sürekli sahneler arasındaki tezatlıklar da dikkatimi çekti; hem geleneksel bir atmosfer geçerliyken, ana karakterimiz Serenay Sarıkaya yani Çiçek, daha marjinal bir karakterde bu atmosferin içerisinde. Bu durumun biraz kafa karıştırıcı olduğunu söyleyebilirim. Özellikle geleneksel bir  Türk düğünün ortasında şiirini okumak için kalkıp ardından Vazgeçtim parçasını söylemeye başladığı sahnede bunu düşündürdü. Ayrıca film diğer karakterlerden de kimlik konusunun altını çizmeye çalışıyor. Bir edebiyat öğretmeni olarak Çicek'ten 20 yaş büyük olan Doğan yani Necat İşler'i yeniden izlemek güzel olmasına rağmen hikayeden kaynaklı bir şekilde eksiklikler hissediyoruz. Yer yer bir Yeşilçam filmi tadı veriyor. Yönetmen ise Suskunlar dizisinin de yönetmenliğini yapan Umur Turagay. Kısacası 2016 yapımı izlenebilecek hoş bir film ama beklentiyi yükseltmemeniz gerekiyor.


                    



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Birtakım Soruşturmalar

Büyükçe tahta bir masa. Bir şamdan ve bir mum. Karşılıklı oturmuyoruz yan yanayız. Tüm ambiyans içinizi kıpır kıpır edecek cinsten. Etraf kendini kahverenginin ve ılık ışığın tonlarına bırakmış. Sanki çocukken anlam veremediğim tüm heyecanların kıyısında olup yine de anlam verememek gibi, tüm insanlığın hissettiğinden farklı olmadığını düşündüğüm bir duygu. Hissizleşmeye başladığı o nokta başta insanı korkutuyor ancak bir süre sonra ona da alışmaya başlıyorsunuz. Duyumsadığınız sadece bir demirin kesilirken çıkardığı ses oluveriyor. Birbirinizin kalbini birkaç küçük parçaya keserken çıkan sesi kastediyorum. Bir masayı paylaşıyorsunuz, bir mumu, bir hayatı; ancak daha ilerisine geçemeyeceğinizi söyleyen, dile getirilmemiş bir sözleşme var aranızda. Birbirinize dokunabilirsiniz, birbirinizi öpebilirsiniz, yine de kalbinizi bu işin dışında tutmanızı öneririm. İlk defa bunları hissettiğim de şaşırmıştım. Ağlayarak kurtulmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Artık ağladığım zamanlarda başımda ve …

Rana'nın Şehri

Yürüyorsun, peki nereye? O da bir hışırtı oldu ve ağaçların arasına karıştı. Kuzeydeki yerleşimlerin en ilginç olanı burasıydı. Rana’nın şehri.  Ağır adımlarla ilerlerken sanki attığı her adım toprağa ciddi bir baskı uyguluyor gibiydi. Mavi keskin gözleri ise bir yandan etrafı dikkatle süzüyordu. Bu sonbahar günü kuru yaprakların arasında ormanın derinlikleri onunmuşçasına yürüyordu. Birden adımları daha da yavaşladı. Hafifçe eğilerek yürümeye başladı. Siyah postalların kuru yapraklar üzerinde ilerlerken ses çıkarmaması için ekstra bir çaba sarf ediyordu. Sağ kolunu oldukça ağır bir biçimde sırtındaki çantaya götürüp sessizce bir adet ok aldı ve yaya yerleştirdi. Hareketleri o kadar temkinliydi ki okun tahtaya sürtünüşü yaprakların cılız sesleri arasına karışıp yok olmuştu. Nefes alışları oldukça düzenli ve ormandaki diğer her şeyle uyum içerisindeydi. Rana’nın şehri de artık ılık bir nefes alıp kendini Kahil’in kollarına bırakabilirdi. Çünkü biraz ilerdeki hafif eğik ağaçların ara…

"Serçelerin Şarkısı"

Merhabalar, uzun zamandır izlediğim filmler arasından hakkında bir şeyler yazmamı gerektirecek kadar hoşuma giden olmadığı için boş kaldı buralar. Son izlediğim film “Serçelerin Şarkısı” insan olmanın hikayesini anlatan bir kurgu oldu. Açıkçası izlediğim ikinci İran filmiydi ve ilki benim için gerçekten talihsiz bir biçimde sonlanmıştı. Arkadaşlarım filmi çok beğendiklerini, izlemem gerektiğini söyleyerek beni kandırdılar sdfdghghgh bu nedenle de son dakikaya kadar beklediysem de beğenmediğim için ‘Ekmek ve Çiçek’ filmi İran sinemasına mesafeli durmama sebep olmuştu. 2008 yapımı, yönetmeni Majid Majidi olan “Serçelerin Şarkısı” ise kalbe dokunabilen bir film. Açıkçası günlük hayatın koşuşturmacası içinde hırslarımızın bizi nerelere sürüklediğine dair, insan olmayı unuttuğumuz ve tekrar hatırlamamız gerektiğini anlatan bir hikayesi var. Böylesi bir filmi süslü cümlelerle anlatmak da istemiyorum çünkü film tüm samimiyetiyle ve doğallığıyla hepimizin karşılaştığı duyguları yalın bir bi…